26 Mart 2013 Salı

Yeni Bir Ev

Canan üst üste yığılmış olan oyuncaklarını bir bir kenara fırlatıyordu. Aradığını bulamama korkusuyla daha da hızlanıyordu. Annesi her zaman “oyuncaklarını topla” derdi ama o her zaman aradığını bulurdu. O yüzden bir sorun olmuyordu. Ama bugün “keşke annemi dinleseydim” diye düşündü. Oyuncak yığınının içinden aradığını bulamadı. “Tekrar yatağın altına bakayım” diye düşündü ve hemen yatak örtüsünü kaldırıp baktı. “Yok yok yok işte…” diye söylendi sinirli bir biçimde. Bu sırada annesi kapıda belirdi.
-Hadi Canan, daha hazır değil misin? Senin odana geldi sıra.
-Ama anne bulamıyorum.
-Ben sana zamanında oyuncaklarını düzenle demiştim. Başka bir şey al yanına ve aşağıya in.
-Ama anne Naciye olmadan gidemem. O hep benim yanıma oturur.
-Hadi Canan, zaten canım burnumda bir de seninle uğraşmayayım. Beş dakika içinde salonda oluyorsun.
-Ama anneeeee…
-Dediğimi yap Canan.
Canan sinirli bir biçimde tekrar yatağın altına doğru baktı. Bulamıyordu ama annesi ne derse desin Naciye olmadan hiçbir yere gitmek istemiyordu.
Yoko odasında üst üste dizilmiş olan kutuların arasında üzgün bir biçimde elindeki oyuncağına bakıyordu. Gitmek istemiyordu, odasını bırakmak istemiyordu. Ama annesi gitmeleri gerektiğini, gittikleri yerde daha büyük bir odası olacağını söylemişti. Yine de Yoko odasını seviyordu ve ayrılmayı düşünmüyordu. Annesi sürgülü kapıyı kenara doğru çekti. İçeriye doğru baktı. Herşeyin toplanmış olduğuna karar verdikten sonra Yoko’ya doğru döndü.
-Hazır mısın Yoko? Yarın yola çıkacağız biliyorsun.
-Anne gitmesek olur mu?
-Ne yazık ki Yoko. Bunu daha önceden konuşmuştuk. Yarın Tokyo’ya doğru yola çıkıyoruz.
-Ama anne daha erken. Neden şimdiden gidiyoruz.
-Çünkü teyzenler Tokyo’da ve oradan ayrılmak daha kolay olacak. O yüzden daha fazla sızlanma istemiyorum. Yanına alacaklarını topla ve şimdiden kapının önüne bırak Yoko
-Ama anneeeee…
-Dediğimi yap Yoko.
Annesi odasının kapısını kapatırken Yoko tekrar elindeki oyuncağına baktı. “Gitmek zorundayız ino, ama söz veriyorum hiç yanımdan ayırmayacağım seni.”
Juan önündeki topa sert bir biçimde vurdu ve karşıdaki boş duvara yolladı. Duvardan sekip hızlı bir biçimde gelen topa doğru bir kaleci gibi atladı. Topu yakaladığı an, yanında dizilmiş olan kutulara düştü. Tekrar kalktı ve aynı şeyi bir daha yaptı. Bu sırada kapı hızlı bir biçimde açıldı ve annesi sinirli bir biçimde Juan’a baktı.
-Ne yaptığını sanıyorsun Juan. Ne kadar gürültü çıkarttığının farkında mısın?
-Ama anne ev zaten boş. Kırılacak bir şey yok ki etrafta.
-Ama hala burada yaşıyoruz. Ayrılana kadar da burası bizim evimiz ve aynı kurallar geçerli.
-Hem ben burayı seviyorum. Bütün arkadaşlarım burada, gitmek istemiyorum.
-Ben de istemiyorum ama gitmek zorundayız. O yüzden bu konuda daha fazla söz duymak istemiyorum. Şimdi o topu bırakıyosun ve aşağıya yemeğe geliyosun.
-Ama anneeee….
-Dediğimi yap Juan.
Canan sonunda yatağının baş kısmı ile duvar arasına sıkışmış oyuncağı “Naciye”yi buldu. Yüzüne uzunca baktı ve “ben de gitmek istemiyorum ama ne yazık ki daha küçüğüz Naciye, o yüzden gidicez. Bi daha saklanma, ilerde büyüyünce söz geri gelicez” dedi. Kapıya doğru yöneldi, arkasına dönüp odasına baktı üzgün üzgün. Annesinin dediği gibi salona doğru yöneldi. Bu sırada Yoko ufak ve üstü parlak ama değersiz taşlarla süslü çantasına oyuncak tarağını ve diğer süs eşyalarını doldurdu. Annesinin çantasının bir minyatürü gibi düşünülebilirdi bu çanta. Annesinin yaptığı gibi omzuna taktı ve kapıyı açtı. Salondan geçip kapının yanına bırakmak üzere ilerledi. Juan topu eliyle yatağının üzerine doğru attı ve yine bir kaleci gibi atlayarak tuttu. Yatağının üzerine düşüp kalecilerin yaptığı gibi göğsüne bastırdı topu. Yataktan kalkıp kapıya doğru yöneldi. Bu sırada topu dizi üzerinde sektirmeye devam ediyordu.
Canan kısım kısım toplanıp kutulara doldurulmuş ve taşınmaya hazır salona geldi. Annesi ile babası televizyona göre ayarlanmış oturma grubunun tam televizyon karşısında kalan kanepesine oturmuş halde buldu. Televizyonda takım elbiseli, hepsi ciddi adamlara doğru bakıyorlardı. En önlerinde konuşma yapmak için hazır duran siyahi bir adam vardı. Canan kanepenin kenarına gidip, kolluğuna çıktı ve anne babasının dikkatle takip ettikleri ekrana doğru baktı. Aynı anda Yoko’nun ailesi de yerde oturmuş karşılarındaki televizyonda görülen aynı adamlara bakıyordu. Yoko babasının yanına oturup kafasını göğsüne dayadı. Juan topu dizinde sektirerek merdivenlerden salona indi, o sıra topu düşürdü. Televizyona dikkatle bakan babası Juan’a dönerek “sessiz ol ve bi kenara geç otur Juan. Senin de bunu izlemen lazım” dedi. Üç ayrı ülkede, üç farklı aile aynı anda canlı yayınlanan bu basın toplantısına kilitlenmişti.
BM binası için tarihi günde, bütün dünya ülkelerinin liderleri eksiksiz bir biçimde sıralanmış, basın bildirisinin başlamasını bekliyorlardı. Konuşmacı olarak seçilen ABD Başkanı Obama son kez hazırlıkları kontrol etti ve konuşmasına başladı.
“Sevgili dünya vatandaşları;
 Zor zamanlar geçirmekteyiz. Bu zor zamanlardaki tek tesellimiz, bütün dünya halkları için sorun teşkil eden bu durumda, farklılıklarımızı, ideolojilerimizi, rengimizi, ırkımızı bir kenara bırakarak, bir bütün halinde hareket etmemiz oldu. Artık tek bir çatı altında birleştik. “İnsan” olmak. Bu çatı altında biz, dünya liderlerinin, bu zor dönemleri el birliği ile atlatarak yeniden “evimiz” diyebileceğimiz bir yer bulacağımıza olan inancımız tam. Yaptığımız görüşmelerde tek bir muhalif ses dahi olmadan, eski düşmanlıkları bir kenara bırakarak görüş birliğine vardık. Artık birbirimize sadece “insan” olarak sesleneceğimiz bir dünya oluşturmak için bir bütün halinde hareket etmeye bugünden itibaren başlıyoruz.
Sevgili insanlar;
21 Aralık 2012 hepimiz için kara bir gün olacak. Hatırlamak istemeyeceğimiz, kara bir gün. Bugüne kadar “evimiz” dediğimiz bu dünyaya veda edeceğimiz bir gün. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının farkındayız. Fakat bu kara günü yeni başlangıç olarak görüp, daha güzel bir dünyaya, barış dolu bir dünyaya merhaba demek istiyoruz. Ne yazık ki Maya takvimlerinde geçen bu günün hiç birimiz yeterince ciddiye almadık. Belki de böyle bir durumu aklımıza getirmediğimiz için bugün hepimiz bir şaşkınlık ve korku içindeydik. Fakat artık kararlı davranmalı ve bundan sonra olacakları en iyi şekilde yönlendirmek için uğraşmalıyız. Tek üzüntümüz bu duruma düşmeden gerekenleri yaparak, daha kolay bir çıkış yolu bulamamaktır. Fakat ne yazık ki Maya tabletleri yeterince açık yazılmamış ve bu durum için yeterince bilgilendirme yapılmamış.
Sevgili insanlar;
Şimdi hepimizin bildiği gibi 21 Aralık 2012 tarihi Mayaların M.Ö. 13 ağustos 3113 tarihinde Trinoma Galaksisinde bulunan, Galaksiler Arası Emlak Şirketi ile yenilediği kira kontratının son günü. Zamanında yenileme için başvurulmadığı için 21 Aralık 2012 tarihinde bu gezegenden taşınmak zorundayız. Trinoma Galaksisinden bize dünyayı boşaltma için yapılan bildirimden sonra yaptığımız kontrat uzatma teklifimiz, dünyanın başka bir yaşam formuna kiralanmasından dolayı reddedildi. Dünyamızın yeni sahipleri Turinam Galaksisinden yeni bir tür. Trinoma’daki şirket yetkilileri ile yaptığımız görüşmeler sonucunda taşınma işlemleri için ellerinden gelen yardımı yapacakları ve yeni bir yer bulana kadar kalabileceğimiz bir gezegen ayarlanması konusunda anlaşma sağlandı. Her birey için belirtilen hacimde bir nakliye ve kalacak yer imkanı konusunda garantileri almış durumdayız. Bu andan itibaren sizlerden istediğimiz en kısa zamanda taşınma işlemleri için hazırlanmanız ve belirtilen tarihte, belirlenen nakliye noktalarında hazır beklemeniz.
Sevgili insanlar;
21 Aralık 2012 bizim için bildiğimiz, tanıdığımız dünyanın son günü. Ama birlik olduğumuz sürece bunun da üstesinden gelip, bulacağımız yeni evimizde daha mutlu ve barış içinde yaşayacağımıza olan inancımız tam. Gelecek nesillerimiz için taşınma derdinin olmadığı daha mutlu, daha huzurlu belki de kim bilir kendi sahibi olduğumuz bir dünya.
Dünya liderleri olarak hepinizi saygı ile selamlıyor ve bu zor zamanlarda metanetinizi korumanızı rica ediyoruz.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder