Merdivenlerden aşağı inerken mutfaktan gelen sesleri duydu. Karnı
acıkmıştı ama önce dışarı çıkıp akşamdan bıraktığı oyuncakların yerinde
olup olmadığını kontrol etmek istiyordu. Merdivenlerden indiği anda
mutfakta iskemleye çömelmiş olan annesiyle karşılaştı. “Oy kurban
olduğum uyandın mı sen” dedi annesi. “Gel hadi ekmek sıcakken bir şeyler
ye bakalım” diye devam etti.
- Tamam sen hazırla ben gelicem hemen.
-E üstün başını giymeden nereye gideceksin?
-Dışarı bakacam, akşamdan bıraktıklarım duruyomu.
-E bi yemeğini yeseydin ya oğul, duruyodur onlar.
-Tamam hemen bakacam gelecem.
Dışarı doğru çıkarken elinde odunlarla içeri giren ablasını gördü.
Adem’i görünce yüzünde bir gülümseme belirdi. “Günaydın Adem efendi”
dedi yine gülümseyerek.
-Günaydın. Dışarda oyuncaklarım duruyo mu?
-Hangi oyuncaklar onlar?
-Kılış yapmıştık, bir de silah vardı, böyle sargılı.
-Ben görmedim ama nereye koyduysan orada duruyodur heralde. Önce bi üstünü değiş sonra çıkarsın.
-Ya tamam hemen bakıp gelecem, lastiklerim nerede?
-Git içeride babanın tamir ettiklerini giy.
İçeriye doğru koşarken annesi seslendi yine:
-E oğul bir dur yemeğini ye çıkarsın yine, oooooy oy.
-Tama sen hazırlayana kadar gelirim ben zaten ana.
İçeri girdiğinde babasını sedirin üzerinde otururken gördü. Dışarıya
doğru bakıyordu her zaman olduğu gibi düşünceli bir biçimde. Adem’i
görünce gülümsedi.
-Ne o Adem yine ne bağırtıyosun kızları.
-Yok dışarı bakacam bi eşyalarım ordamı diye. Lastiklerim nerde baba?
-Yemeğini ye öyle çık oğul.
-Yok tamam hemen kapı önünde bakacam gelecem.
Sedirim altındaki dolaptan lastiklerini aldı. Babasının yüzündeki
gülümsemesi ile onu izleyişinden biraz utanarak biraz da şımararak odayı
hızlıca terk etti. Mutfaktan geçerken annesi ile ablasının gülen
yüzlerle onu seyretmesi yine aynı hisleri doğurdu. Mutlu bir güne
başladığını hissetmişti Adem. Gülen yüzlerle dolu, güzel bir gün. Dışarı
doğru yöneldi. Ayaklarına hızlıca lastiklerini giyip kapının önünde
etrafa baktı. Kılıcını ve silahını görememişti. Kim aldı diye düşünmeye
başlamıştı, hatta kafasında bir iki tane suçlu bile bulmuştu. İleri
çardağa doğru baktığında Rıfat’ı gördü. Çardağın kenarında durmuş aşağı
bahçeye doğru bakıyordu sessizce. “Abi” diye seslendi Adem. Kılıcıyla
silahının yerini bilip bilmediğini merak ediyordu. Eğer o da bilmiyorsa
yapılacak şey belliydi. Birlikte suçluların evlerine gidip
cezalandıracaklardı.
Rıfat, Adem’in sesini duyunca irkildi. Dalmış bahçeyi seyrederken bir
ses duymayı beklememişti. Adem tam oyuncaklarının yerini soracakken bir
şey fark etti. Onu her gördüğünde gülümseyen ve içini ısıtan abisi bu
sefer gülmüyordu. Boş ve üzgün bir biçimde Adem’e doğru baktı. Adem,
Rıfat’ın gözlerinin dolu olduğunu gördü. Rıfat’ta bunu fark etmiş olacak
ki hemen kafasını çevirdi. Sesini toklaştırarak ve titremesine engel
olmaya çalışarak “gel Adem” dedi. Adem kapının önündeki merdivenlerden
hızlıca inip Rıfat’ın yanına koşmak için atıldı. İlk basamağı indiğinde
kafasını Rıfat’ın baktığı yere doğru çevirdi. Bahçede yan yana üç mezar
duruyordu. Anlam veremedi Adem. “Kimin mezarı bunlar” diye düşünürken
durakladı. Arkasına dönüp evin kapısından içeri doğru baktı. Evin içi
karanlıktı. Biraz önce aydınlıklar içinde çıktığına yemin edebilirdi.
Ama şimdi karanlıktı, perdeler açılmamıştı. Biraz önce mutfaktan gelen
sesler kesilmişti. Artık burnuna sıcak ekmek kokusu da gelmiyordu. Durdu
Adem, gözleri doldu. Bir an da her şeyi hatırladı. Artık annesi, babası
ve ablası yoktu. Biraz önce gördükleri sadece hayaldi. Gerçek olan bu
koca evde Rıfat ile yalnız başlarına kaldıklarıydı. Adem’in
yanaklarından yaşlar süzülmeye başladı ve yavaşça tek dayanacağı insan
olan Rıfat’a doğru yürüdü. Yanına geldiğinde, Rıfat, kolunun altına alıp
omzuna dokundu ve kendisine çekti Adem’i. Diğer eliyle yanaklarındaki
yaşları sildi. “Artık biz bizeyiz Adem, artık her şeye karşı sen ve ben
varız” dedi kısık bir sesle. Birlikte yeşillikler içindeki bahçeye ve üç
mezara bakarak durdular.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder