7 Ekim 2011 Cuma

Şair Ceketli Savaşçı

“Kaldırım taşlarının altında kumsal var”

68 kuşağının dünyayı kasıp kavuran olaylarının önemli sözlerindendir. Fransa’da o dönem görevde olan bir bakanın “gençler taş atacağınıza kumsallara gidin” minvalinde bir sözünün ardından, bir genç tarafından kendisine söylenmiştir. “Hak verilmez alınır” sözünün ardından daha da manalı olan bir cümledir.

Tarihin başından beri kendisini göstermek isteyen ya da isteklerini yerine getirmek isteyen halkların kullandığı yöntemdir. Bu yönde kahramanları vardır. Spartacus ilk örneklerindendir. Kölelerin hakları için Roma’ya kan kusturmuştur. Daha sonraları da kurtuluş savaşçıları kendilerini savaşlarda gösterdikleri kahramanlıklarla duyurmuşlardır. Ömer Muhtar’lar, Wallace’lar ve en bilinenlerinden Che daima aktif savaş direnişinde ön plandadırlar. Gandhi ise eline silah almamış fakat ülkesindeki kapitalistlerin en büyük silahı ile onları vurmuştur. Tabi arkasında büyük bir halk desteği ile. Her birisine, görüşüm dahilinde olsun ya da olmasın, saygım büyüktür. “Münih” filminde Filistin’li savaşçının, kendisini Bask savaşçısı gibi tanıtan yahudiye dediği gibi “evet bizi hayvan gibi görecekler, ama ileride bizi hayvanlığa iten sebepleri düşünmeye başlayacaklar”. Silahlı çatışma ya da terör eylemlerinin ana noktası burasıdır. Kendini tanıtmak.

Başlıkta bahsettiğim “şair ceketli çocuk” ise bambaşkadır benim için. Kazım Koyuncu’nun şarkılarında ya da özel hayatta nasıl bir kişi olduğundan bahsetmeyeceğim. Onlar tamamen ayrı bir yazının öyküsü olabilir. Burada sadece Kazım Koyuncu’nun elinde silah olmadan, arkasında bir örgüt ya da güç olmadan hatta neredeyse bir halk bile olmadan yaptıklarından bahsetmek istiyorum.

Artvin’den Samsun’a kadar herkese “Laz” denilen bir ülkede, bu adam “Laz”ın ne olduğunu insanlara öğretti. Hem de Laz olanlara bile öğretti. Asimile olmak üzere olan hatta olmuş bile denilebilecek bir halka, kendi kimliğini ve dilini tekrar hatırlattı.

Bugün sadece Laz’lar değil diğer halkların insanları da onun şarkılarını bilirler. En büyük özelliği de buydu sanırım. Gönül Yarası filminde söylendiği gibi, “hüzünlenmek için anlamaya” gerek yoktu. İnsanları neşelendirir ya da hüzünlendirirken, onlara bir dili ve kimliği öğretti. Böyle bir rengin olduğunu fark etmelerini sağladı. Kimseye kızmadı, tehdit etmedi. Ona kızanlar sadece katıldığı bazı parti konserleri yüzünden kızdılar. Söylediği fikirleri kin, nefret içermiyordu ama “tehlikeli düşünceler” ülkesinde bu bile bir nefret sebebiydi. Ama kimse ondan nefret edemedi. Çünkü şair ceketli çocuk çok güzel şarkılar söylüyordu. Söylediği dil anlaşılmıyordu belki ama hüzünlendiriyordu. Daha önce duyulmamıştı bu dil ama Türkiye’de konuşuluyordu. 2011 yılında çekilen bir filmde Lazca konuşuldu. Filmin yıldızı çıktı Lazca’yı 6 sene önce ölmüş Kazım Koyuncu’dan duyduğunu ve onun şarkılarını dinleyerek film için hazırlandığını söyledi.

Daha önce söylediğim gibi Kazım Koyuncu’yu özel kılan şey diğer insanlara bir halkı tanıtmak değildi. O halka kendisini tanıtmaktı, kendi varlığını hatırlatmaktı. O halkın içinde bile kendisinden nefret edebilecekler varken. Garip bir biçimde kimseden nefret etmedi, kimse ondan nefret edemedi. Sadece şarkılarını söyledi. Yıllarca söyledi. Kimselere ulaşamadı en başlarda yılmadı. Hatta herkese ulaşmak istemiyordu. Sadece anlayacakların dinlemesini ve bilmesini istiyordu. “Herkes severse müziğimizi pop oluruz yüzden herkes bizi sevmesin” diyordu. Ama garip bir biçimde herkes sevdi. Bugün en azından bir parçasını başından sonun kadar hayranlıkla dinleyebilir herkes. Hatta ölümünde bile Laz’lar için bir iyilik yaptı. Yakalandığı hastalığın, yaşadığı bölgede nasıl bir veba salgını gibi olduğunu ve oradaki insanların bununla yaşamak zorunda bırakıldıklarını anlattı ölümüyle.

Elinde gitarı ve yazdığı şarkılar ile bugün Kazım Koyuncu, Laz dili ve halkı için bir kahramandır. Bu şair ceketli çocuk, benim hala aklımın mantığımın almadığı ve hala olamayacağına inandığım bir şekilde insanlara kendi dilini ve kimliğini tanıttı.

Bana soracak olursanız hala “hak verilmez, alınır” sözünün daha geçerli olduğuna inanıyorum. Çünkü öyle bir dünyada yaşıyoruz ki bombalar patlatmadan, kurşun sıkmadan, yumurta atmadan ya da insanların rahatını bozmadan, kimin nasıl ve ne şartlarda yaşadığı ile ilgilenmiyor insanlar. Belki de şair ceketli çocuk kadar güvenmiyorum insanlara ve hatta kendime…

Saygılarımla

Not: Yazıda belirttiğim gibi bu Kazım Koyuncu’nun sanatı ya da şarkıları, karakteri ile ilgili bir yazı değildir. O tamamen ayrı bir yazının konusudur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder